|
Salı, 30 Aralık 2008 |
Iğdır özlemi öylesine
tüttü ki burnumda, boş vakitlerimde
Iğdır’la ilgili siteleri
gezmeye başladım.
Bulduğum birkaç sitede tüm özlemlerimi gidermek mümkün olmadı. Iğdır’la ilgili daha fazla haber okumak istedim. Daha doğrusu, doğduğum topraklarla daha fazla iç içe olmak istedim.
Aslında aradığım neydi biliyor musunuz? Yalın ayak gezdiğim toprakların kokusunu almak. Çiçek açan kaysı ağaçlarının altında bahar güneşini tatmak. Ya da Ağrı Dağı’nın her saniye değişen görüntüsünü seyretmek. Hani Ağrı Dağı’nın tepesinde bulutlar şekil değiştirir ya!... Her dakikada farklı bir görüntü ile sararlar Ağrı’yı . İşte o renk sarmalında konuk olmak Ağrı’ya!...
Ya lavaş arasında döner yemeğe ne dersiniz? Ya da bozbaştan sonra Melekli şalağı[1] ile menüyü kapatmaya!... Hele tandırdan çıkan sıcak lavaşın üzerine tereyağını sürüp, çiğ duman kokusunda yemenin özlemini nasıl anlatsam ? Gerçek şu ki, yazdıkça ya da konuştukça daha çok özlüyorum Iğdır’ı… En çokta Yaycı’da kanal suyuna ayağımı uzatıp, sivrisineklere aldırmadan güneşin batışını setretmeyi özlemişim.
Bu siteden Iğdır’ın kokusunu alır mıyım bilmem? Ama bol bol Iğdır’ı konuşacağımız kesin. Hadi bakalım!... Size de görev düştü… Özleyenleri sevindirmek için bize yazın. Sevgiler. 25.2.2006
M.Yıldırım
|