Hemen bir dükkana girip, yiyecek alarak hocasına götürmek ister. Ama bir bakar ki, dükkanda her şeyin fiyatı aynıdır. Bal ile recel, un ile ekmek arasında fiyat farkı yoktur. Böyle olunca en güzel şeyler alarak Lokman Hekim'in yanına döner. Karnını doyuran Lokman Hekim çırağına bu yiyecekleri nasıl satın aldığını sorar. Çırak gittiği şehirde, her şeyin fiyatının aynı olduğunu, bu nedenle de en güzel yiyecekleri aldığını söyler. Lokman Hekim düşünceye dalar. Bu arada yürüyerek bu şehre varmışlardır.
Gece orada kalırlar. Sabah olunca çırak yola devam etmek istemez. Sebebini soran hocaya "Burada her şey ucuz. Ve her şeyin fiyatı aynı. Ben bu şehirde kalıp, buraya yerleşeceğim" der.
Lokman Hekim çırağına kızarak " Bak evladım, bal ile pekmezi, un ile ekmeği, peynir ile yağı, altın ile bakırı ayırt edemeyen bir şehirde yaşanmaz. Buranın insanları basiretsizdir. Malın kıymetini bilmeyen, hakkı ve adaleti de bilmez. Gel buradan gidelim" der. Ancak çırak hocasını dinlemez. Lokman Hekim, yeni bir kervan bulana kadar çırağın yanında barınmak zorunda kalır.
Bir kaç gün sonra tellallar bağırarak herkesin şehir dışında toplanmasını, isterler. Lokman Hekim ve çırağı da toplantıya giderler.
Halk toplanmış, evine giren hırsızın, pencereden düşüp ölmesinden sorumlu tutulan bir ev sahibi, idam sehpasının yanında, yargılanıyormuş. Herkes toplandıktan sonra mahkeme başlar. Eli bağlı ev sahibi bitkin bir vaziyette idam sehpasının yanında durmaktadır. Anlat bakalım derler. Ev sahibi anlatır: "Valla hakim bey, benim bir suçum yok. Ben evime girdiğimde hırsız evimdeydi. Beni görünce telaşa kapıldı. Pencereden atladı. Evimizin penceresi yüksek olduğu için yere düşen hırsız öldü. Bu olayda suçlu ben değilim, evi yapan müteahhittir. O müteahhit pencereyi yüksek yapmasaydı, hırsız ölmeyecekti" der. Orada bulunan herkes eli bağlı adam hak verir. Adamı bırakırlar. Hakim hemen "müteahhidi bulun" der. Müteahhit bulunur, yargılanır, ve evin penceresini yüksek yapıp, hırsızın ölümüne sebep olduğu için, idam cezası verilir. İdam etmek için dar ağacına çıkarırlar. Ancak ipin ilmeği geniş olduğu için müteahhidin kafası ipten çıkmaktadır.
Topluluk ne yapacağını düşünür. Biri derki: "Biz bugün birini asmak için buraya geldik. Eğer müteahhidin kafası ipten çıkıyorsa, bizde, kafası büyük birini bulup, asalım" der.
Herkes bu fikri benimser. Başlarlar kafası büyük birini aramaya. Bir kaç adamı asmak için denerler, ancak ilmik geniş olduğu için başarılı olmazlar. Sıra Lokman Hekim'in çırağına gelir. Çırağın kafası da epeyce büyükmüş. İlmiği genişletip çırağın kafasına geçirirler. Öleceğini anlayan çırak, Lokman Hekim'e "kurtar beni" diye, yalvarmaya başlar. Lokman Hekim: "Ben sana demdim mi, bal ile pekmezi ayırt edemeyen yerde, hak ve adalet olmaz" der.
Bu yazıdan çeşitli hükümler çıkarmak mümkündür.
Ben,
-Büyük sözü dinlemeyenin,
-Kişisel hırsına yenik düşenlerin,
-Kadir kıymet bilmeyenlerle aynı ortamda bulunanların,
-Cahil ile arkadaşlık yapanın,
-Vefasız dostlarla yola çıkanın,
"sıkıntı çekeceği" dersini çıkardım. Lokman Hekim bilgeliğinden herkesin alacağı bir ders vardır. Ancak bu dersleri sıkıntıya düşmeden önce hatırlamakta fayda vardır. 13.1.2009
Metin Yıldırım-Sosyal Bilimci