Bir gün önceden havanın yağmurlu olacağını öğrenip, üzülmüştüm. Buna rağmen fotoğraf makinemin pilinin ve hafıza kartının son kontrollerini yapıp, çantamı hazırladım. Sabah 6.30 da okuldaydım. Benimle beraber Avrasya Koşusu’na katılacak olan öğrencilerim ve öğretmen arkadaşlarım yavaş yavaş gelmeye başlamışlardı. Hafifçe çiseleyen yağmurla beraber yola çıktık. Daha rahat gitmek için Cevizlibağ otobüs durağında okul servisinden inip, otobüse bindik. “Koşu başlangıç noktasına gidiyor musun?”
sorusuna, başıyla “evet” diyen otobüs şoförü, bizden para isteyince kandırıldığımızı ve otobüsün özel halk otobüsü olduğunu anladım.
Nerede duracağımızı düşünürken, esmer güzeli bir kız yanımıza gelip, nereden olduğumuzu sordu. Bir okulun müdürü, müdür yardımcısı, öğretmenleri, öğrencileri ve velileri olduğumuzu öğrenince, Haber Türk Tv kanalının muhabiri olduğunu, ve canlı yayına bizleri konuk etmek istediğini, söyledi. Çocuklar çok sevinmişlerdi. Hemen herkes telefonuna sarıldı, “canlı yayındayız” diye… Teklifi hemen kabul etmiştik. Çünkü Zeytinburnu Belediyesinin düzenlediği centilmenlik yarışında TV kanallarında görünmek okulumuza puan kazandırıyordu. Canlı yayın başlayınca “İstanbul Aşkımı” dilim döndüğünce anlatmıştım.
Saat 9.30’da başlama işareti verildi. Yağmur dinmişti. Her zaman araba ile geçtiğim bu yolda, iki bariyerin arasındaki alanı, şimdi insan seli dolduruyordu. Müthiş bir hava vardı. Köprünün üzerine vardığımızda insan seli durmuştu. Köprü üstünde sofra kuranlar, oynayanlar, karete gösterisi yapanlar, fotoğraf çektirenlerin oluşturduğu manzara harikaydı…
Bu manzarayı kaçırmamak için, biz de fotoğraf çekmeye başladık. Sevdiğim üç şeyle beraberdim. Türk Bayrağı, Köprü’den İstanbul Manzarası, ve öğrencilerim….
Görülmeye değer bir manzara vardı. Bir insan seli köprünün üstünde sağlam bir bende rastlamış ve durmuştu. Bu bent köprüdeki muhteşem “İstanbul manzarasıydı”…Kimse olduğu yerden kıpırdamadan, ya da makinenin vizöründen gözünü ayırmadan bir iki adım sağa sola gidip, Boğaz’ın değişik manzarasında zamanı durdurmaya çalışıyordu. Köprünün Avrupa ayağında bir saat sonra buluşmak üzere herkesi serbest bıraktım. Artık özgürce, istediğim yerde, istediğim bölümde, Boğaz’ın en güzel köşesine konu k olacaktım.
Topkapı, Süleymaniye, Galatla, Üsküdar…. Aman Allah’ım, mest olmuştum….Yıllar öncesine gitmiştim:1970 li yıllardı. Köprünün Ortaköy ayağından 2.5 TL vererek köprünün üzerine çıkıp, yürürdüm. O zamanlar Iğdır’da yaşıyordum. İstanbul’a her gelişimde ilk işim köprüye çıkmaktı. Rus yapımı Zenith marka fotoğraf makinemle o güzel manzarayı siyah beyaz olarak hem kartlara, hem de hafızama kazıyordum...
Sonradan, intihar edenler yüzünden köprü üzerine çıkmak yasaklandı. O günden beri köprünün üzerinden hep özlemle geçerim. İçimden: “Araçlar yavaş gitse de, manzarayı bol bol seyretsem” diye dua ederim.
Sonra, akıllı birisi Avrasya Koşu’sunu moda etti de, ben de, yılda bir defa da olsa, bu mutluluğu doyasıya yaşamaya başladım.
Köprünün üzerinde Boğaz’ı görmediyseniz, çok şey kaçırmışsınız demektir. Çünkü Boğaz, İstanbul’un özetidir….
Metin Yıldırım
|